İmam Mansur
16/6/2007 -Kategori: imam Mansur

Kuzey Kafkasya'da ilk ulusal birliğin kurucusu olan İmam Mansur, İslâm dininin kurallarına göre yeni bir devlet düzeninin kurulması için mücadele verdi.
"Müridizm" ve "Gazavat" fikrinin mimarı Çeçen asıllı bu liderin asıl adı Uşurma'dır. 1748'de Sunc Irmağı'nın yanındaki Aldı köyünde, ailesinin ikinci çocuğu olarak doğdu. Küçük yaşlarda çobanlık yaptı ve daha sonra Dağıstan'daki bilginlerinden öğrenim gördü.
Yurduna dönüşünde camilerde imamlık yapmaya başladı. Çevresinde çok sevilen İmam Mansur, Katerina'nın, Deli Petro'nun vasiyetleri arasında yeralan "güneye doğru yayılma" planlarını tatbik edeceği bir dönemde ortaya çıktı. Kafkasya'yı yavaş yavaş sarmaya başlayan Rus tehlikesinin büyüdüğünü gören Mansur, cami cami dolaşarak vaazlar verdi.
Ünü ve etkisi kısa zamanda yayılan Mansur, 1783 yılında 61 yaşında olduğu halde yayınladığı bildirilerle Ruslara karşı cihat ilan etti. Konuşma gücü ve inandırıcılığıyla kısa zamanda tüm Kuzey Kafkasya'da büyük bir hareket başlattı.
Dağıstanlılarla birlikte dünya Müslümanlarını Ruslara karşı harekete geçmeye davet eden İmam Mansur, kendisine katılan 10 bin kişilik bir kuvvetle Rusları Terek nehrinin ötesine atmaya muvaffak oldu.
1786'de Küçük Kabarday Bölgesi'ni işgalden kurtardı. Bu arada Çerkesleri teşkilatlandırmak için büyük çaba sarfetti.
Rus kuvvetleri 1791 haziranında General Gudaviç komutasında 2 tümen, 54 süvari bölüğü, 2 Kazak alayı, 150 top, sayısız cephane ile Anapa'yı aldı. Ağır yaralı halde Ruslara tutsak düşen İmam, Schlüsselburg kalesi zindanına kapatıldı.
Sürekli zincire vurularak işkence altında tutulan Kafkas Gazavatı'nın bu büyük önderi, 13 Nisan 1794 günü idam edildi.
İmam Mansur'un 1783'de başlayan imamlığı 1791 yılına kadar 8 yıl sürdü
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
1918'den günümüze Kafkasya
16/6/2007 -Kategori: 1918den gunumuze Kafkasya
Çeçenistan-İçkeriya Cumhuriyeti (ÇİC) toprakları, 400 yıllık bir savaş sonrasında 19. yüzyılın sonunda Rusya kolonyel ordusu tarafından işgal edilmiştir. Kafkas savaşının bitişi resmi tarih kaynaklarında 1859 (Şamil'in teslim yılı) olarak gösterilmektedir. Oysa Çeçenistan topraklarında aktif askeri hareketler, ta 1878'lere kadar Şamil'in naibi Baysungur, Magomed (Muhammed) Emin ve Çeçenistan İmamı Alibek Hacı önderliğinde devam ettirilmiştir.
Çeçenistan'da Rus işgal yönetimine karşı sürekli askeri hareketler 1876 yılına kadar sürdürülmüştür. Son Çeçen askeri liderlerinden Hasuha Magomadov 1876 yılında öldürüldü.
11 Mayıs 1918
Rusya Çar İmparatorluğunun çöküşünden sonra, Kafkasya'da Çeçen siyasi liderlerinden Tapa Çermoyev'in başkanlığında "Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti" kuruldu. Bu Cumhuriyet Almanya ve Osmanlı Devleti tarafından tanındı. Ancak bu devlet, önce beyaz ordu, daha sonra da bolşevik ordusunun hücumuna maruz kaldı ve işgal edildi.
1919-20
Bu yıllarda mücadele Şeyh Uzun Hacı başkanlığında devam ettirildiyse de 1921 yılında Kuzey Kafkasya bolşevikler tarafından tamamıyla işgal edildi. Fakat özellikle Çeçenistan'da gerilla hareketleri durmadı.
1942
Çeçenistan'da, Çeçen devletinin yeniden kurulduğu ilan edildi. Devletin başında avukat Hasan İsrailov vardı.
23 Şubat 1944
Geniş çaplı askeri operasyon sonucunda, tüm Çeçen halkı Sibirya'ya sürüldü.
Çeçenistan topraklarında tek tek gerilla grupları ta 1976 yılına kadar faaliyet gösterdiler.
1957
Çeçenler, kendi başlarına Sibirya'dan Kafkasya'ya geri döndüler. Sürgün sonucunda nüfusun 2/3 kısmı mahvoldu.
1976-1990
Bu yıllar arasında Çeçenistan dağlarında, Rusya karşıtı silahlı birlikler faaliyet gösterdiler.
23-25 Ekim 1990
Grozni'de Çeçen Halkı Kongresi yapıldı. Kongre'de, Çeçen halkının bağımsızlığının ve devletinin yeniden ihya edilmesine ilişkin deklerasyon kabul edildi.
27 Ekim 1990
Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'nin Moskova yanlısı yönetimi, Çeçen Halk Kongresi'nin yayınladığı Deklarasyonu onayladı; ayrıca kendisi de Çeçen-İnguş Cumhuriyetinin devlet bağımsızlığı hakkında bir deklarasyon yayınladı. Sözde özerkliğin kaldırıldığı, SSCB ve RF dışında bağımsız Çeçen-İnguş Cumhuriyetinin kurulduğu ilan edildi. Çeçen halkı, SSCB ve RF tarafından yapılan herhangi bir referanduma veya devlet başkanı seçimlerine katılmamıştır.
8 Temmuz 1991
Çeçen Halk Kongresi 2. Toplantısı'nda alınan kararda, Sovyet hükümetine, Çeçenistan'la geniş çaplı bir İttifak Anlaşması yapılması önerilmişti. Çeçenistan'ın özerklik statüsünün değişmiş olmasından dolayı ve Çeçen Halk Kongresi kararı doğrultusunda, Çeçen-İnguş Cumhuriyeti Moskova yanlısı yönetiminin meşruluğunu kaybetmiş olduğu ilan edildi.
19 Ağustos 1991'de Moskova'da gerçekleştirilen darbe girişiminden sonra, Çeçen Halk Kongresi, darbecilere karşı silahlı direnmeyi organize etmiştir.
1 Eylül 1991
Çeçenistan'ın her seviyeden olan Sovyet meclis temsilcilerinin de katılımıyla Çeçen Halk Kongresi'nin 3. Toplantısı gerçekleştirildi ve burada, Moskova yanlısı Çeçen-İnguşetya Yüksek Sovyeti'nin düşürülmüş olduğu, keza Rusya ile yüzyıllarca sürdürülen savaşlar sonucunda kaybedilmiş olan devlet bağımsızlığı ve devlet hukuki statüsünün ihya edilmiş olduğu ilan edildi.
6 Eylül 1991
Eski Moskova yanlısı yönetimin Yüksek Sovyet'i düşürüldü. Yüksek Sovyet, KGB ve İçişleri Bakanlığı binaları Çeçen Halk Kongresi'nin denetimine girdi.
15 Eylül 1991
Eski Çeçen-İnguşetya Yüksek Sovyeti kendini fesh etme yönünde karar aldı.
Çeçen Halk Kongresi, Çeçenistan'ın her seviyeden olan Sovyet meclis temsilcilerinin de katılımıyla, Geçici Yüksek Konsey oluşturdu. Bu Konseye, bağımsız Çeçenistan devletinin Başkan ve Parlamento seçimlerini gerçekleştirmek görevi verildi.
Meşru seçimlerin yapılabilmesi için gereken hukuki belgeler ve kanuni işlemler Kongre ve Geçici Yüksek Konsey tarafından düzenlendi.
Ekim 1991
İnguş halkı, İnguşetya'da kendi kongresini yaptı ve merkezi Nazran şehrinde olmak üzere kendi Cumhuriyetinin kurulmuş olduğunu ilan etti.
27 Ekim 1991
Dünyanın 23 devletinden ve uluslararası kuruluşlardan gelmiş olan gözlemcilerin gözetiminde, bağımsız Çeçen devleti parlamentosu ve devlet başkanı seçimleri yapıldı. Seçim sonuçları ile ilgili olarak, uluslararası gözlemcilerin seçimlerin meşruluğu konusunda düzenlediği tutanak kabul edildi.
Çeçen Halk Kongresi Başkanı olan, stratejik hava kuvvetleri generali Cahar Dudayev, bağımsız Çeçen devletinin Başkanı seçildi. Aynı zamanda 41 milletvekilinin oluşturduğu parlamento da seçildi.
1 Kasım 1991
Çeçen Devlet Başkanı C. Dudayev, ilk kararnamesini (Çeçen Cumhuriyetinin Devlet Bağımsızlığının İhya Edilişine Dair) imzaladı.
12 Mart 1992
ÇİC parlamentosu, bağımsız Çeçen devletinin anayasasını kabul etti; ki burada, Çeçen Cumhuriyeti'nin devlet bağımsızlığına dair tutanak, anayasal normlar üzerine oturtulmuştur.
Nisan 1992
Çeçen hükümeti ile yapılan bir anlaşma doğrultusunda; Rusya orduları, Çeçenistan topraklarından tamamen çıkarıldı. Bu tarihten itibaren Çeçenistan topraklarında tek bir Rus askeri dahi kalmamıştır.
Çeçenistan'da gerçekleştirilmek istenen birçok darbe hareketlerinden ve devlet başkanı C. Dudayev'in hayatına karşı yapılan suikast girişimlerinden sonra; Rusya ordusu (savaş ilan etmeden) 11.Aralık 1994 tarihinde bağımsız Çeçen devleti topraklarına girerek, ÇİC'ne karşı fiili tecavüz gerçekleştirdi.
2 yıllık savaş sonucunda, Rusya ordusu bağımsız Çeçen devleti topraklarından kovuldu.
21 Nisan 1996
Çeçenistan Devlet Başkanı Cahar Dudayev şehit edildi.
31 Ağustos 1996
Savaşın bitmesi, Rus askerinin Çeçenistan'dan çıkarılması, keza uluslararası prensipler doğrultusunda devletler arası bir resmi anlaşma yapılmasına hazırlık hususunda Hasavyurt sözleşmeleri imzalandı.
27 Ocak 1997
Bağımsız devletin anayasasına uygun olarak, uluslararası kuruluşların, dünyanın 60 ülkesinden gelmiş olan bağımsız gazetecilerin ve gözlemcilerin gözetiminde, ÇİC Başkanlık parlamento seçimleri yapıldı. Aslan Mashadov, Başkan oldu.
12 Mayıs 1997
RF ile ÇİC arasında, Hasavyurt sözleşmelerinin geliştirilmesi anlamında; "RF Ve ÇİC Arasında Barış ve Karşılıklı İlişkilerin Prensiplerine Dair Anlaşma" İmzalandı.
Anlaşma, iki devletin başkanları; Boris Yeltsin (RF) ve Aslan Mashadov (ÇİC) tarafından imzalanmış olup, Rusya ile Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyeti ilişkilerine (uluslararası hukuk ve ilke ve esasları doğrultusunda) devletlerararası resmi statü kazandırmıştır. (Anlaşma ile ilgili olarak uluslararası hukuk açısından değerlendirme ilişikte sunulmaktadır).
12 Mayıs 1998
"RF Ve ÇİC Arasında Barış Ve Karşılıklı İlişkilerin Prensiplerine Dair Anlaşma", ÇİC parlamentosu tarafından onaylandı. Rusya Federasyonu ile bir dizi başka anlaşmalar da imzalanmıştır ki bunların arasında (Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyeti'nin bağımsız devlet statüsünü hukuken sağlamlaştıran) gümrük alanında işbirliği gibi anlaşması da vardır. Günümüzde Rusya Federasyonu, uluslararası hukuk ilkelerini ihlal ederek, ÇİC'ne karşı siyasi, ekonomik ve askeri abluka uygulamaktadır; ayrıca savaş sırasında Çeçen devletine vurulan maddi zararın tazmini ile ilgili olarak üstlenmiş olduğu yükümlülüklerin yerine getirilmesi de her vesileyle ertelenmektedir.
13 Mayıs 1998
ÇİC Dışişleri Bakanlığı, Rusya Federasyonu ile Çeçen İçkeriya Cumhuriyeti arasında resmi diplomatik ilişkiler kurulması önerisini içeren resmi notayı RF Dışişleri Bakanlığına iletmiştir.
Eylül 1999
Rusya'nın çeşitli bölgelerinde ve Dağıstan'da meydana gelen esrarengiz bombalama olaylarında 250 kişi öldü. Rusya bu olaylardan Çeçenleri sorumlu tutarak askeri harekata başladı. Ancak daha sonra patlamaların Rus gizli haber alma örgütü FSB (KGB) tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıktı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Erken dönemlerde Çerkesler
16/6/2007 -Kategori: Erken Donemlerde Cerkesler
Milattan önce
3000
Kafkasya'da tarım başladı
3000-1900
Maykop uygarlığı dönemi.
2000-1000
Kafkasya'da bronz devri.
1000
Çerkeslerin yerlesik kültüre geçmeleri.
500
Adıgelerin ataları olan Sindler (Anapa kenti başta olmak üzere)
site devleti kurdular.
480
Bosfor İmparatorluğu kuruldu.
100
Kuzey Kafkasya'da ilk alan köyleri kuruldu. Abhazlar kabilelere bölünerek feodal yapıya geçtiler. Abhazlar Roma yönetimi altına girdiler.
Milattan sonra
400
Kuban nehrinin sol kıyıları Adıgelerce yerleşim birimi haline getirildi.
Adigelerde Hıristiyan dini tedricen yayılmaya başladı.
ADIGE adı ilk kez ortaya çıktı. Abhazya Bizans'a bağlandı.
7. yüzyıl
Abhaz krallığı kuruldu.
9. yüzyıl
Abhaz krallığı Laz krallığını da içine alarak genişledi. Tek dil konuşan Adıge halkı oluşmaya başladı.
11. yüzyıl
Çerkesler Rusları yenilgiye uğrattı.
1237
Kırım Çerkeslerin Kaberdey boyu tarafından ele geçirildi.
13. yy.-15. yy.
Katolik mezhebi Kafkasya'da yayılmaya başladı.
25 Mart 1382
Mısır'da Çerkes Kölemen Devleti kuruldu.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İhtilal sonrasında Kafkasya
16/6/2007 -Kategori: ihtilal Sonrasinda Kafkasya

Bitmeyen bağımsızlık mücadelesi
Sovyet hükümeti 1920 tarihinde aynı baskı politikasını izleyerek yeni kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ne silah zoruyla son vermiş ve bu coğrafyada Moskova'ya bağlı küçük idari bölgeler kurmuştu. Bunun ardından Kremlin dini inançlar dahil her türlü özgürlüğü yasaklayarak bölgede kollektivizasyon ve kolkhoz sistemini yerleştirme çabasına girdi bu dayatmacı uygulamalar karşısında halk 2. Dünya savasına kadar bıkmadan usanmadan mücadele etti. Mesela Kremlin'in Hitler yanlısı politikalar izlediği dönemde Almanların ham madde ihtiyacını karşılamak amacıyla Ruslar 1940'ların başında Kafkasya'daki kaynakları kullanmak istediler. Fakat Çeçen-İnguş ve Karaçaylı gerillalar daha önce 1929 ve 1930 da olduğu gibi Rusların bu kaynakları kullanmalarına engel oldular. 1941'de Rus Alman savaşının patlak vermesinden önce Çeçen -İnguş , Karaçay ve Balkar topraklarının büyük bir bölümünü NKVD birlikleriyle gerillalar arasında şiddetli çatışmalara sahne oluyordu. Hitler'in Rusya ya savaş acımasıyla birlikte bu çatışmalar daha da şiddetlendi. Sovyetlerin esas istedikleri de buydu zaten çünkü bu kargaşa ortamında savaşı bahane ederek her türlü uluslar arası anlaşma ve müeyyideleri ihlal edebilirlerdi. Bu sayede akla hayale gelmeyecek barbarlık örnekleri sergileyen Ruslar bağımsızlık yanlısı Kuzey Kafkas halklarını sindirmekte muvaffak oldu.
Kuzey Kafkasyalıların 1864'te yenilgisiyle sona eren ve 2 asırdan fazla süren Kafkas-Rus savaşının temelinde de Kafkas milletinin bağımsızlığına olan düşkünlüğü yatmaktaydı. Bu yenilginin ardından 1 milyonu aşkın Kuzey Kafkasyalı vatanlarından sürüldü fakat yinede kalplerinde bağımsızlık ve hürriyet ateşi sönmedi.
Bolşevizmin kukla cumhuriyetleri
Bundan tam 54 yıl sonra 1917 Bolşevik devriminin sağladığı ortamdan da istifade ederek Kuzey Kafkasyalılar bir araya gelip Bağımsız Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ni kurdular. Ki bu Cumhuriyet Lenin hükümeti de dahil olmak üzere bir çok devlet tarafından resmen tanındı fakat 1920 yazında Kızıl Ordu Kuzey Kafkasya'yı tekrar işgal etti. Kanlı mücadelelerin ardından Kuzey Kafkasya, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan da Ruslar kontrolü ele geçirdi. Bu işgalin ardından Bolşevikler Kuzey Kafkasya'da kendi denetimlerinde bir Cumhuriyet kurdular. Fakat Kafkas milletinin bir bayrak altında toplanmasını kendisi açısından tehlikeli gören Sovyet hükümeti bu cumhuriyeti daha ufak özerk cumhuriyetlere ayırdı. Bu özerk cumhuriyetlerin başlarına da Bolşevik demagojisinin esiri olmuş komünist kukla yöneticiler getirdi. Aslında bölgede otoriteyi elinde tutanlar komünist partiye karşı sorumlu olan parti sekreterleriydi. Bölgedeki GPU ve Kızıl Ordu birlikleri de bu sekreterlerden emir alıyordu.
Bolşeviklere neden isyan edildi?
Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin özerk bölgelere bölünmesi ardından Bolşevikler bu bölgelerde Sovyetleştirme planlarını uygulamak istediler. Ancak bu dayatmacı uygulamalar halkın şiddetli tepkisiyle karşılaştı. Ve çoğu zaman silahlı birlikler halkı şiddet kullanarak sindirmeye çalıştı. Tüm bu baskılar neticesinde memnuniyetsizlik daha da arttı. Bu hoşnutsuzluğun temel sebepleri şunlardır:
1- Özerk statü beraberinde bir çok kısıtlama getirdi. Ayrıca Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin kurulmasında ön ayak olmuş aydınların çoğu öldürüldü.
2- Bolşevikler insanların çok önem dini inançlarına yasak getirdi. Ardından tüm İslami kurumları kapattılar. Ayrıca basın ve radyo aracılığı ile aleyhte propaganda başlattılar.
3- Müslümanların hacca gitmeleri ve anavatanları dışında yaşamak zorunda kalan soydaşlarıyla görüşmeleri yasaklandı. Hatta kendi akrabalarıyla dahi görüşmeleri suç ilan edildi.
Stalin tarafından 1929 da başlatılan mecburi kollektivizasyon Kuzey Kafkasya da sert bir direnişle karşılaştı. Kuzey Kafkasyalılar binlerce yıldır özel mülkiyetlerine sahip olarak ve de buna saygı duyarak yaşamışlardır. Kollektivizasyonun uygulamaya konulmasıyla birlikte özel mülkiyetlerine el konulmak istenilmesi ve köylü sınıfının ortadan kaldırılmaya çalışılması insanları resmi idareye karşı itaatsizliğe sevk ediyordu. Sovyetlerin idaresi altında olan halklara karşı tutumu Kafkasyalıların gelenek ve ahlak yapıyla taban tabana zıttı.
Sovyet idaresine karşı ayaklanmaların altında yatan bu etkenler isyanları daha da şiddetlendirdi.
1929-1930 da Çeçen-İnguş ve Karaçay-Balkar halklarının önderliğinde büyük bir isyan patlak verdi. Bu ayaklanma Kızıl Ordu ve GPU birliklerine karşı gerçek bir askeri mücadeleye dönüştü. Çeçenler kendi bölgelerindeki tüm resmi kurum ve kuruluşları ele geçirip Sovyet yetkililerini esir aldılar. Baksan, Chegem, Khulam ve diğer dağlık bölgeler Kafkasyalıların kontrolüne geçti ve komünistlerden temizlendi. Parti ve kollektivizasyon taraftarı olanlar ya tutuklandılar yada idam edildiler. Komünistler çok zor bir durumda kalmışlardı. Zira Balkarlar tüm dağ geçitlerini ele geçirmişlerdi ve Rus birliklerini rahatça püskürtebilecek bir durumdaydılar. Karaçaylar da Balkarlar ve Çeçenlerle aynı anda isyan bayrağını açtılar ve kendi bölgelerinde kontrolü sağladılar. Ayrıca Mikoya - Shakhar ve Kislovoksk şehirlerini kuşattılar. Durumun kendileri açısından kötüye gittiğini fark eden Ruslar bölgeye çok sayıda tank, zırhlı araç, ve uçak sevk etti. Savaş tüm şiddetiyle 4 ay sürdü. Dağıstan da ise 1 sene devam etti.
Kremlin Kazaklar, Ukraynalılar, Kırımlılar ve Türkistanlıların da Rus idaresine karşı tavır alması üzerine bağımsızlık için savaşan Kuzey Kafkasyalılar karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. Bu insanların direncini silah zoruyla kıramayacağını fark eden Sovyet hükümeti stratejisini değiştirdi. Kolhozların kaldırılamayacağına dair sözler verilen propaganda metinleri uçaklarla bölgeye atıldı. Stalin'in bu manevrası başarılı oldu ve bağımsızlık yanlısı Kuzey Kafkasyalılarla arabuluculuk yapacak yerel komisyonlar kuruldu. Ardından silahlarını bırakmaları şartıyla bu mücadelede yer alan liderler dahil herkesi kapsayacak genel af ilan edileceği duyuruldu. Kuzey Kafkasyalıların çoğu Stalin'in verdiği sözlere kanıp evlerine geri döndü. Ancak hepsi daha sonra bu yaptıklarına pişman oldu. Çünkü silahlarını teslim ettikten hemen sonra Ruslar Kuzey Kafkasların tümünde askeri operasyonlar başlattı. Çeçen ya da ve diğer bölgelerde tutuklanan insan sayısı 70.000'i buldu. Tutuklanan bu insanlar GPU tarafından ağır cezalara çarptırıldılar. Tutuklanan insanlar ya toplama kamplarına gönderildi ya da idam edildi. Sadece Karaçay ve Balkarlarda 3.000 den fazla kuzey Kafkasyalı idam edildi. Bu trajik olay Rusların ne kadar alçakça oyunlar oynayabileceğini göstermesi açısından çok önemlidir.
1935-1936 yılları olaysız geçti. Bağımsızlık yanlısı gruplar susturulmuştu. Bu sebeple her hangi bir isyan hareketine gelişme gözükmüyordu. Ancak tüm Kuzey Kafkasya halkları Bolşeviklere güvenilemeyeceğini çok acı bir biçimde öğrendiler.
Bir süre sonra Stalin yeni bir yasa çıkararak Çeçen-İnguş, Kuzey Oset ve Karaçay-Balkar özerk bölgelerine özerk Cumhuriyet statüsü verildiğini ilan etti. Bu yeni yasa halkın tükenmek üzere olan ümitlerinin yeşermesini sağladı.
Fakat bu olayın üzerinden henüz altı ay geçmişti ki yeni bir felaket Kuzey Kafkasyalıların kapısını çaldı. Yezhovshchina olarak anılan bu dönem içerisinde Kuzey Kafkasya'da cereyan eden insanlık dışı Rus muamelesinin bir benzeri başka hiç bir bölgede yaşanmamıştır. Aydınlar ve de özellikle halka önderlik yapan liderler Kuzey Kafkasya'yı SSCB'den ayırıp bağımsız bir burjuva devleti kurma amacıyla devrim karşıtı isyan hareketlerini organize etmek suçlamasıyla tutuklandılar. Bu değerli şahsiyetlerin çoğu idam edildi veya Sibirya'daki kamplara gönderildi. Bolşevikler aydın kesimi bu şekilde ortadan kaldırdıktan sonra söz konusu halkların ulusal edebiyatlarına el attılar. Kremlin SSCB bünyesinde yer alan Kuzey Kafkas ve Türk halklarının alfabelerini değiştirip Kril harflerini kullanmalarına karar verdi ve onlara gelecekte milli kültürlerini Rus eksenine oturtmalarını tavsiye etti.
Yeniden alevlenen özgürlük ateşi
Yezhovshchina sürecinde vuku bulan bu gelişmeler Kuzey Kafkasyalıları derinden sarstı. Toplumun önde gelen aydınlarının katledilmesi ve alfabelerinin Rus harflerine çevrilmesi Kuzey Kafkasyalıların milli gururlarını yaraladı. Bu ümitsiz durum karşısında tek çıkar yol komünizme karşı yeni bir savaş gözüküyordu. Kısa bir süre sonra Karaçay Balkar'da yeni bir bağımsızlık mücadelesinin ilk meşalesi yakıldı. Mücadele tüm Kuzey Kafkasya ya yayıldı ve 1940'da özellikle Çeçen-İnguş bölgesinde çatışmalar oldukça şiddetlendi. Dağlık bölgelerin büyük bir kısmı Bolşeviklerden temizlendi. Bu sefer isyan bayrağını açanların liderliğini İzrallov yapıyordu. İzrallov'un başkanlığında geçici bir Çeçen hükümeti kuruldu.
1941'de Alman Sovyet Savaşı patlak verdiğinde İzrallov'un başlattığı hareket etkinliğini iyice arttırmıştı. İzrallov Bolşevikleri yurtlarından kovup tüm Kuzey Kafkasya'yı Kremlin'in zorbalığından kurtarmak için halka çağrıda bulunuyordu.
Ağustos 1942'de Alman orduları Rostov'dan hareket edip Kafkasya'ya girdiler. Kızıl Ordu birlikleri hiçbir direniş göstermeden geri çekildiler. NKVD birlikleri de VKP'nin emirleri doğrultusunda dağlara çekilip Almanlara karşı gerilla savaşı vermeyi düşündü. Fakat Karaçay ve Balkarlar onları rahat bırakmadı. Bu çatışmalar esnasında komünistler Balkar ya da 3 büyük dağlık şehri yerle bir etti. Nihayet Karaçay ve Balkarlar komünistleri topraklarından çıkardılar ve Almanlar bölgeye girmeden önce kontrolü ele geçirmeyi başardılar.
Kafkaslar Almanlarla beraber neden gittiler?
Almanlar Kuzey Kafkasyalıların sevgi ve saygılarını kazanmak için hiç kimsenin dinine, özel mülkiyetine ve özgürlüklerine karışılmayacağını söyledi. Kapatılan camiiler birer birer açıldı ve kolhozlar kaldırıldı. Fakat Almanlar bölgede fazla uzun kalamadılar. Stalingrad bozgununun ardından geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu insanlar için oldukça acı bir darbe oldu bağımsızlık yanlısı bir çok insan ve lider aileleriyle birlikte yurtlarını terk edip Almanlara katıldılar. Yaklaşık 25.000 Karaçay, Balkar, Kabardey, Oset ve Adige Alman ordusuyla birlikte yurtlarını terk etti. Onları bunu yapmaya zorlayan sebep kendilerini suçlu hissetmeleri değildi fakat hiç biri bir daha Sovyet zulmü altında yeniden yaşanamayacağını düşünüyordu.
"Alman-Adige işbirliği" iddiaları
1943 yılında Karaçay ve Balkar halkları korkunç bir felaketle yüz yüze geldiler. NKVD ve NKGB kuvvetleri Karaçay Özerk Bölgesi ve Kabardey Balkar Özerk Cumhuriyeti sınırları içerisinde Balkarların yaşamakta oldukları toprakları işgal etti bu talihsiz insanlar büyük bir kıyıma uğradılar ve toprakların dan sürüldüler.
Bu korkunç olaydan 2-3 ay sonra katliam senaryosunun ikinci perdesi Çeçen- İnguş Cumhuriyetleri'nde sahneye kondu. Kızıl Ordu'nun 26. Kuruluş yıldönümüne tesadüf eden 23 Şubat 1944 tarihinde daha önce hazırlanmış olan sürgün planı inanılmaz bir hızla tatbik edildi. Stalin, Molotov , Nikoyon ve diğer hükümet yetkililerinin imzaladığı kararname bu operasyonun yasal dayanağıydı.
Tüm bu olayların üstünden iki yıl dört ay geçtikten sonra Sovyet hükümeti, Pravda ve İzvetsia gazetelerinin 26.06 1946 tarihli nüshalarında Çeçen-İnguş ve Kırım Özerk Cumhuriyetlerine son verildiğini duyurdu. 25.06.1946 tarihli Sovyet yüksek şurasının aldığı karar şöyleydi:
"Alman faşistlerinin işgal hareketlerine karşı SSCB'nin vatansever insanları vatanlarının bağımsızlığı ve şerefi için kahramanca savaşırken Alman propagandasına kanan birçok Çeçen ve Kırımlı Tatar silahlı gruplar oluşturarak Alman ajanlarıyla birlikte Sovyet birliklerine arkadan vurma girişiminde bulundu. Üstelik Çeçen-İnguş ve Kırım Özerk Bölgelerinde yaşayan yerli halk, bu hainlere karşı tepkisiz kaldı bu sebepten ötürü Çeçenlerin ve de Kırımlı Tatarların anavatanları haricinde başka bölgelerde iskan edinmelerine karar verilmiştir."
Şu da bir gerçek ki 2. Dünya Savaşı süresince Alman orduları, Çeçen-İnguş Cumhuriyeti topraklarını işgal edemedi. Ele geçirdikleri topraklar Adige, Çerkes, Karaçay Özerk Bölgeleri Kabardey, Balkar ve Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyetleri ile sınırlı kalmıştır. Bu demek oluyor ki Almanların Çeçen-İnguş halkı ile direkt bir temas kurma ve ayrılıkçı gruplar organize etme şansı olmamıştır.
SSCB'ye bağlı diğer cumhuriyetlerle olduğu gibi bazı Alman casuslarının Çeçen-İnguş Cumhuriyetine sızma teşebbüsleri olmuş olabilir. Fakat bu casuslarla mücadele etmesi gerekenler devletin emniyet güçleridir, bu topraklarda yaşayan siviller değildir. Fakat Ruslar halkın tamamını bundan sorumlu tutmuşlardır.
Savaşın başında kızıl ordu askerleriyle birlikte esir alınan fakat daha sonra Kafkas lejyonuna katılıp Sovyetlere karşı savaşan Çeçen gruplardan ötürü tüm Çeçen halkı Sovyet idarecileri tarafından sorumlu tutulmaktadır. Oysa Ruslarda dahil olmak üzere tüm SSCB cumhuriyetlerinde buna benzer gruplar ortaya çıkmıştır.
Tüm bunlardan Kuzey Kafkasya da yaşamış bu acımasız soykırıma gerekçe olarak gösterilen Alman iş birlikçiliği suçlamasının tutarlı bir tarafı olmadığını anlıyoruz. Zira söz konusu katliamın dayanağı gerçekten bu olmuş olsaydı benzeri isyan hareketlerine sahne olan diğer bir çok SSCB cumhuriyetleri de Çeçenlerle aynı kaderi paylaşıyor olurdu. Bu barbarlığın asıl sebebi Çeçenlerin vatanlarının istiklali için hiç yılmadan verdikleri kahramanca mücadeledir.
Karaçay Balkar ve Çeçen-İnguş halklarının trajik alın yazısı Moskova'da belirlendi. Politküronun özel bir oturumunda bölgedeki özerk bölge ve cumhuriyetlere son verilip buradaki insanların Sibirya'ya sürülmesine karar verildi.
S. Kuliev, Almanların bölgeden çekilmesinin ardından komünistlerin kontrolü ele geçirdiklerini ve ardından halktan intikam alırcasına acımasız bir katliam başlattıklarını söylüyor. Katledilenlerin çoğunun kadınlar, çocuklar ve yaşlılar olduğunu hatta halktan komünist olanların dahi bu kıyımdan kurtulamadıklarını, kalan nüfuzun ise önce yaya olarak Nakutke oradan da trenlere doldurulup Sibirya'ya götürüldüğünü anlatıyor.
Özgürlükçü fikirleri olan Albay G. Tokaev, bu hadiseyle ilgili daha teferruatlı bilgiler veriyor. Onun sürgün hakkında yazdıkları bu olayın içinde bizzat yer almış eski bir üst düzey NKVD yetkilisi tarafından da doğrulanıyor.
Daha sonra 1954 yılında Avrupa'ya kaçmak zorunda kalan Grigori Burlutsky soykırım hadisesinde bizzat yer aldı ve bu acımasız olayda gösterdiği yaralılıktan dolayı üzerinde "1944 yılı hatırasına-NKVD " yazısı işlenmiş bir İsviçre saatiyle ödüllendirildi. Kendisi başından geçenleri şu şekilde anlatıyor:
"Ben o zamanlar NKVD'de düşük rütbeli bir görevdeydim. NKGB ve NKVD yetkilileri askerlerin eşliğinde her eve tek tek uğruyordu. Askerler evin etrafını çevirdikten sonra ev halkını dışarıya çağırıp devletin sürgün kararını okuyordu.
Her aileye 100 kilogramı geçmemek koşuluyla eşyalarını toplayıp evlerini terk etmeleri için 1 saat verildi. Bu şartlar altında 1 saat içinde her aile tek tek toplanıp kamyonlara dolduruldu. Manzara çok feciydi, kadınlar göz yaşları içinde feryat ediyor, ne olup bittiğinin farkında olmayan çocuklar ise hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Yalvarıp yakarmaları boşunaydı. Bu şekilde kamyonlara doldurulan sivil halk önceden tespit edilmiş toplanma yerlerine nakledildi. Buradan tekrar kamyonlarla hayvan vagonları içinde yolculuk edecekleri tren istasyonlarına götürüldüler."
Çeçen-İnguş cumhuriyetine son verilmesiyle ilgili sağlıklı bilgilere ulaşabilen ilk kişi olan
Albay G. Tokaev olanları şöyle anlatıyor:
Sovyetler Kuzey Kafkasyalıların intikamından ve isyan bayrağı açmasından çekindikleri için bu sorunu kökünden çözmeye karar verdiler . Bunun üzerine komünistler silah zoruyla baş edemedikleri Kuzey Kafkasyalıları oyuna getirmek için planlar yapmaya başladı. Sovyet hükümeti planladığı bu operasyona büyük önem veriyordu. Bu yüzden Grozni kentinde operasyonun sevk ve idaresini yürütecek bir karargah kuruldu karargahın kumandanlığına General Serov getirildi. Ayrıca birçok üst rütbeli subay bu operasyonda görev alacaktı."
Burlutsky, operasyonun ne kadar cesurca uygulanacağını şöyle anlatıyor:
Çeçen-İnguş Cumhuriyetlerinin her yerinde güzel bir hava hakimdi. Benim birliğimin konuşlandığı yerleşim biriminde tarihe kara bir sayfa olarak geçecek olan bu gün, şenliklerle ve kutlamalarla başladı. Kızıl Ordunun kuruluşunun 26. yıl dönümü etkinlikleri çerçevesinde parti ve hükümet liderleriyle parti üyelerinin de içinde bulunduğu kalabalık guruplar toplantı meydanına geldiler. Başlarına geleceklerin farkında olmayan halk milli marşlarını hep bir ağızdan söyledi ardından bizim birliğin bandosu da marşlar çalarak kalabalık içinde yarini aldı. Daha sonra Çeçen-İnguş Cumhuriyeti yerel parti ve hükümet liderleri protokolde yerlerini aldılar. Bunların arasında Rus komünistler de vardı.
Kürsünün önünde toplanmış olan kalabalık yerel komünistler, askeri erkan ve sıradan Çeçen vatandaşlardan oluşuyordu. Törenlerde coşkunun doruğa ulaştığı esnada operasyondan sorumlu bölüğün kumandan vekili kürsüye çıkarak Sovyet hükümetinin Çeçen halkının sürgün edilmesine yönelik verdiği kararı halka duyurdu. Kumandan vekili sözlerini, "Şu antoplanmış bulunduğumuz bu meydan silahlı gruplarca çevrilmiştir. Yani karşı gelmeye çalışmanız aptallıktan başka bir şey olamaz" diyerek tamamladı.
Halk onun bu uyarısının ardından etrafına bakınca gerçeği tüm çıplaklığıyla gördü. Yüzlerce ağır ve hafif makinelinin namlusu meydandaki sivil Çeçen-İnguş halkının üzerine çevriliydi.
Daha sonra komutan vekili herkesin silahlarını teslim etmelerini emretti. Silahı teslim etmeyenlerin anında vurulacağı uyarısında bulundu.
Meydandakiler kulaklarına inanamıyordu hepsi şaşkınlık içindeydi. Sovyet hükümeti kendilerine alçakça bir oyun oynamıştı. Halk olup bitenlerin ne manaya geldiğini kısa sürede anladı ve parti liderleri Politbüro ve hükümet üyelerinin resimlerini kızgın kalabalık yere fırlattı. Kutlamaya katılan herkes askerlerin emirlerine uydu. İnsanlar sıraya girerek silahlı muhafızların gözetiminde şehirden çıkartıldılar ve kırsal alandaki buluşma noktasına götürüldüler. Şubatın 23'üydü ve hava buz gibi olmasına rağmen halk saatlerce açık havada bekletildi. Her şeyden habersiz evlerinde oturan yaşlılar, kadınlar ve çocuklar daha sonra zorla kamyonlara bindirilerek aynı buluşma noktasına götürüldü daha sonra buradan toplanan insanların tümü yine kamyonlarla sürgünde yaşayacağı topraklara götürüldü.
Bu şekilde yaklaşık 1.000.000 Çeçen, İnguş ve Karaçay-Balkar ana vatanlarından zorla koparıldı ve bilinmeyen bir yöne doğru yol almaya başladı. Sonradan bu talihsiz insanların Sibirya Taygalarına ve Orta Asya steplerine götürüldüğü öğrenildi. Uzun bir süre Sovyet terörünün bu zavallı kurbanları hakkında hiçbir bilgi alınamadı. Ancak 11 sene sonra 1955'te sürgündeki insanların durumları öğrenilebildi.
Soykırım karşısında BM'nin tavrı
II. Dünya savasının ardından 1946 yılının aralık ayında soykırım meselesi ilk kez BM'nin gündemine geldi. Fakat ne yazık ki Hitler'in Yahudi milletine karşı
Uyguladığı soykırım gündeme getirilip incelenirken Sovyetlerin Kalyu ormanlarında ve Kafkas dağlarında işlediği suçlar gündem dışı kaldı.
Sovyet temsilcilerin de katıldığı bir oturumda BM, soykırımı bir insanlık suçu olarak kabul ettiğini ilan etti ve bu insanlık suçunu işlemiş olanlar karşısında nasıl bir tavır alınacağı masaya yatırıldı.
1948 yılında BM genel kurulu soykırıma ilişkin mutabakat metnini onayladı. Dolayısıyla Sovyet hükümeti de buna imza koymuş oldu. Ne yazık ki BM soykırıma karşı olduğunu belirtmekten öteye gidemedi. Böylece Sovyet hükümeti yaptıklarının hesabını vermekten kurtuldu.
Buna rağmen BM'nin resmi oturumlarından birinde Kuzey Kafkasya'daki soykırıma dolaylı yoldan değinildi. BM Ekonomik Sosyal Konseyi Konferansı 10.08.1951'de yapıldı. Oturumlardan birinde Orta Doğu ve Afrika'daki ekonomik durum üzerinde yapılan tartışmalar esnasında Sovyet delegesi, Anglo Saksonların Doğu'daki insanları sömürdüğünü söyledi. Bunun üzerine söz alan İngiliz delegesi Corley Smith Sovyet delegasyonuna Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'ne son verilmesi hadisesini hatırlattı.
Sovyet Hükümetinin kırım ve Çeçen-İnguş halklarına karşı işlediği insanlık suçları üzerine yapılan tartışmalar uzadıkça uzadı fakat somut bir sonuç elde edilemedi. Diasporada yaşayan kuzey Kafkasyalıların bir araya gelerek oluşturduğu heyetler bir çok defa Kuzey Kafkasya da ki soykırım iddialarının BM kararnamesinin 87. Paragrafı dahilinde incelenmesi için başvuruda bulundular. Bu grup BM insan hakları departmanından bir yanıt aldı. Yanıtta bu soru önergesinin ancak 75. Paragraf kapsamında sunulduğu takdirde ekonomik ve sosyal konsey bünyesinde ele alınıp tartışılabileceği fakat Kuzey Kafkasya'daki soykırım iddialarına yönelik bir soru önergesinin BM gündemine taşınabilmesinin üye ülkelerden birinin bu önergeyi sunmasıyla mümkün olabileceği söylendi. Bu şart ana vatanlarında baskı altında yaşamak zorunda kalan ve kıyımauğrayan kardeşlerine yardım edebilmek için çırpınıp duran Kafkasyalılar için aşılamayacak bir engeldi.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bağımsız Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti
16/6/2007 -Kategori: Bagimsiz Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Kafkasya'yı da etkilemişti. Türk Ordusu Abhazya Sahilleri'ni işgal ederek, Rus Ordusu'nun güney kanadını arkadan vurmak isterdi. Kuzey Kafkasya, bağımsızlık konusunda duyarlıydı. Savaşın başlamasından kısa bir süre sonra; Ali Bey isyanı, halkın duygularını açığa vurmasına neden oldu. Hızla, Çeçenistan ve Dağıstan bölgelerine yayıldı. Ne var ki, Osmanlı Devleti'nin savaşı kaybetmesi üzerine, isyan kanlı bir şekilde bastırıldı.
Çarlık rejiminden, Ruslar dahil kimse memnun değildi. 1905 Rus-Japon Savaşı ve sonrası bağımsızlık amacıyla milli ve sosyal hareketler meydana geldi. Bu olaylar, genel manada; bağımsızlık isteklerinin ve sosyalist hareketin habercisi niteliğini taşıyordu. 1917'de başlayan Sosyalist İhtilal, esaret altındaki bütün milletlerin ayaklanmasına sebep oldu. Polonyalılar, Finler, Letonyalılar, Estonyalılar, Kırımlılar ve bütün Kafkasyalılar kurtuluş ümidiyle harekete geçtiler. Çarlığın kan ve ateşle tesis ettiği hudutlar içerisinde kalan esir milletler kendi milli hükümetlerini kurmaya başladılar. Kafkasya'da da, aynı duygular bütün bölgeleri sarmıştı.
Cumhuriyete doğru
Kuzey Kafkasya'da 3 Mayıs 1917'de, Terekkale'de (Viladikafkas) birinci büyük Halk Kurultayı toplandı. Aynı kader birliği içinden gelen, aynı kültürü paylaşan boyların temsilcileri davet edilmişti. Şehirde bulunan Tiyatro Salonu'nda 500 resmi temsilci bir araya geldi. Davetliler arasında Azerbaycan ve Gürcistan'dan gelen gözlemci heyetler de vardı.
Kurultayda, Kuzey Kafkasya'nın geçici Milli Hükümeti özelliğini taşıyan; "Birleşik Kuzey Kafkasya ve Dağıstan Dağlıları Birliği Merkez Komitesi" adı verilen yüksek icra organı seçildi.
Temsilciler Meclisi içinden seçilen komisyonlar, kendilerine verilen konuları tartışmış, karara bağlamıştı. Bunlar, meclis tarafından onaylanmıştı.
Toplantının beşinci günü; Dağıstan temsilcilerinden Hacı Süleyman kapanış konuşması yaptı. Herkesi son derece duygulandırdı.
Hacı Süleyman, özetle şunları söyledi:
"Bu beş gün zarfında yapılan müzakereler ve alınan kararların bizi, ülkemizi hürriyete ve refaha kavuşturması için Yüce Allah'a dua edelim. Birliğimizin ve kardeşliğimizin ebediyen devam etmesi için çalışacağımıza ant içelim."
Hacı Süleyman'ın son sözleri, salonda bulunan herkesi heyecanlandırmıştı. Terekkale Kurultayı ve burada alınan kararlar, bütün bölgelerde heyecan yaratmıştı. Bölgeden bölgeye haber ve emir götüren postalar, sürekli hareket halinde oldu.
18 Eylül 1917'de, Andi'de ikinci kurultay toplandı. Kuzey Kafkasya Milli Müessesan Meclisi adını alan kurultay, büyük ilgi görmüştü. 1500 delege bir araya gelmişti. Onların dışında, davetsiz yüzlerce kişi toplanmıştı. Bu yüzden, Kurultay açık havada yapıldı.
Toplantıya Dağıstan, Kumuk, Salatay, Terek Vilayeti, Çeçen-İnguş, Asetin, Kabardey, Karaçay-Balkar, Adıge, Abhaz, Şetkale (Stavropol) bölgeleri delege göndermişlerdi.
Milli Meclis, anayasa niteliğinde olan şu kararları aldı:
1- Kuzey Kafkasyalılar, tek siyasi birlik çatısı altında birleşecekler.
2- Bu birlik içinde, her boy (kabile), tam bir muhtariyete sahip olacaktır.
3- Birliğin iki yasama meclisi bulunacaktır. Birincisi Mebuslar Meclisi, diğeri Ayan Meclisi.
4- Her iki meclis; kendi arasından icra (yürütme) heyetini, heyet de gene kendi arasından bir başkan seçecekti. Başkan, siyasi birliğin reisi diğer deyimle, cumhurbaşkanı olacaktı.
5- Anayasanın korunması, devamlılığının sağlanması, meclislerin yapacağı kanunların, keza Bakanlar Kurulu'nun idari ve kazai işlerinin anayasaya uygun olup olmadığının denetlenmesi için bir Yüksek Divan tesis edilecekti.
Başkan Çermoy'un ekibi
Milli Meclis İcra Komitesi'ni yenileyerek, tam yetki verdi. İcra Komitesi Üyeleri, Abdülmecid Çermoy'u başkan seçti. Bu şekilde, görev bölümü yapılarak, "Bakanlar Kurulu" görevine başladı.
Devlet Başkanlığı'na seçilen Abdülmecid Çermoy Çeçen idi. Rus askeri okullarında okumuştu. İmparator Nikola'ya yaverlik etmişti. Grozni'de petrol kuyularına sahip, Rus kültürünü benimsemiş, zevk ve eğlenceye düşkün uçarı bir prensti.
Bakanlar Kurulu'nda görev alanlardan Haydar Bammat ise Kumuk idi. Zeki ve iyi bir öğrenim görmüştü. Rusça'dan başka Fransızca ve Almanca biliyordu. Ali Han Kantemir, Asetin idi. Rusya'da okumuş, değerli bir hukuk adamı idi.
Vassan-Giray Cabağı, İnguş boyundandı. Yüksek tahsiline Petersburg'da başlamış, Almanya'da bitirmişti.
Bakanlar Kurulu'nu oluşturan üyeler, genelde Rus okullarında okumuşlardı. Rusya'da mevcut çeşitli sosyal ve politik akımların etkisi altında kalmışlardı. Rusya'yı, Rus devlet yapısını çok iyi biliyorlardı. Eğer onları, duyguları yanıltmazsa, başarılı olabilecek özelliklere sahiptiler.
Kuzey Kafkasya Halkları, siyasi birlik kurmak için çalışırlarken 7 Ekim 1917'de Bolşevikler iktidarı ele geçirmiş, iç savaş başlamıştı. Bolşevikler, uzun süreden beri çalışıyor, ihtilali nasıl gerçekleştireceklerini planlıyorlardı. Çarlık taraftarlarının oluşturacağı cepheyi bölüp parçalamak için, Rus olmayan milletlerin nasıl kullanılacağı konusunda hesaplar yapmışlardı. Bu maksatla, yoğun bir propaganda başlattılar. 2 Kasım 1917'de "Rusya Milletlerinin Hakları" başlığını taşıyan bir bildiri yayınladılar. İmparatorluğun her tarafında dağıttılar.
Bildiride, şu ana başlıklara yer verilmiştir:
1- Rusya'da yaşayan milletler, egemenlik konusunda eşittirler.
2- Her millet Rusya'dan ayrılarak bağımsız devlet kurmak hakkı dahil, kendi geleceklerini tayin etmek konusunda serbesttirler.
3- Milli, dini bütün haklara konan ipotekler kaldırılmıştır.
4- Rusya Devlet sınırları içinde yaşayan bütün azınlıklar, her alanda serbestçe çalışabilir ve kendi aralarında birlik kurabilirler.
Bu bildirinin ardından 19.12.1917'de, Lenin ve Stalin tarafından imzalanan ikinci bir bildiri, Rusya Müslümanlarına hitaben kaleme alınmıştır.
İkinci bildiride, şu ifadelere yer verilmiştir.
"Rusya Müslümanları, Volga Tatarları, Kırgızlar, Sibirya ve Türkistan Sartları, Kafkas Türkleri ve Tatarlar, Kuzey Kafkasyalılar! Rus Çarları ve zalimleri tarafından bütün camileri, minberleri yıkılmış, dinleri, adetleri çiğnenmiş olanlar; sizlere hitap ediyoruz! Dinleriniz, adetleriniz, milli ve harsi müesseseleriniz, bundan sonra her türlü tecavüzden masundur. Milli hayatınızı istediğiniz gibi tanzim ve idarede hürsünüz. Bu sizin hakkınızdır. Biliniz ki, gerek sizin ve gerek Rusya'da yaşayan diğer bütün milletlerin haklarını biz Sovyetler himaye ve müdafaa edeceğiz. Bu inkılaba ve onun hükümetine yardım ediniz!
Arkadaşlar! Yükselttiğimiz bayrakla her mahkum millete hürriyet götürüyoruz. Müslümanlar! Sizden maddi, manevi yardım bekliyoruz."
Bolşevik planı tutmadı
Sovyet liderleri, bu aslı olmayan vaatlerle milletleri kandırmak istiyor, zaman kazanmaya çalışıyorlardı.
Ancak, yüzyıllardır Rusların yalanlarına tanık olan Kuzey Kafkasyalılar, verilen sözlerin aslında bir tuzak olduğunu biliyorlardı. Kafkasyalı biliyordu ki, kıyafet değiştirmekle, karakter değişmeyecekti. Kuzey Kafkasya Merkez Komitesi 20 Kasım 1917'de, Rusya'dan ayrıldığını ve bağımsız bir devlet olduğunu ilan etti.
Yeni hükümet askeri, mali, zirai ve idari gibi, bir devlet için gerekli her alanda düzenlemelere başladı.
Çarlık Dönemi'nin emperyalist müstemlekeci siyasetinin vaktiyle Kafkasya'ya sürüklediği Slav muhacirler, hükümetin aldığı karar ve uygulamalar karşısında rahatsız oldular. Öteden beri birbiriyle anlaşamayan Kazaklar, Mujikler (Rus köylüleri), Ukraynalılar monarşiden komünizme kadar çeşitli ideoloji peşinde koşan bütün gruplar, birdenbire anlaşıp birleştiler. Yeni hükümete karşı bir cephe oluşturdular. Diğer taraftan komünist ajanları ülkenin her tarafına sızmışlardı. Oluşan birliği bozmak, taraftar toplamak için sinsi bir propaganda başlatmışlardı.
Slav Muhacirler, Kafkasya'nın en mümbit topraklarına yerleşmişlerdi. Kimi idareci, kimi teknik adam, kimi çiftçi kisvesi altında, kendilerine tanınan ayrıcalıkla yıllardan beri refah içinde yaşamışlardı. Şimdi ise; yeni hükümetin, eşit vatandaşlık teklifi onları tatmin etmemişti. Daha doğrusu, Slavlık damarları kabarmıştı. Komünist rejim geldiği takdirde başlarına geleceği düşünmeden, sözde kendilerini ve haklarını korumak için, savaşçı birlikler oluşturmaya başladılar.
Hükümetin durumu giderek ağırlaşıyordu. Birliği korumak konusunda güçlük çeki-yordu. Bölgeler arasında, hizmetlerin akışı durma noktasına gelmişti. Yeni bağımsız devletin, dışardan güçlü bir desteğe ihtiyacı vardı. Bunu da, Türkiye'den başkası yapamazdı. Türkiye'nin ve müttefiklerinin desteğini sağlamak üzere; Abdülmecid Çermoy ve Haydar Bammat başkanlığında bir heyet oluşturuldu. Yola çıkarıldı.
Boş kalan devlet ve hükümet başkanlığına, VVassan-Giray Cabağı vekalet edecekti. Heyetin yetki belgelerini o imzaladı.
Heyet, Tiflis'te, Batum'da Trabzon'da görüşmeler yaparak, yoluna devam etti. 6 Mayıs 1918'de İstanbul'a ulaştı. Birinci Dünya Savaşı ufukta göründüğünde, Türkiye'deki Kuzey Kafkasyalılardan yararlanmak için bir cemiyet kurulmuştu. İttihat ve Terakki Hükümeti'nin, özellikle Enver Paşa'nın özel ilgi gösterdiği cemiyet, bilgi akışı bakımından kaynak görevi yapıyordu.
Türk hükümeti, ilerde Rusya ile Türkiye arasında duvar ve engel görevini üstlenecek, bir Kuzey Kafkasya Devleti'nin kurulmasına sıcak bakıyordu. Bu nedenle Şimali Kafkasya Cemiyeti Siyasiyesi kurulmuştu. Hükümetten maddi yardım alıyor, O'nun güdümünde çalışıyordu. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti heyeti İstanbul'a geldiğinde, cemiyet üyeleri hükümetle yapılacak görüşmelerde aracı oldular. Türk hükümeti ile yapılan görüşmelerden sonra, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin bağımsız bir devlet olduğu kabul edildi. 11 Mayıs 1918 tarihinde; Kuzey Kafkasya'nın bağımsız bir devlet olduğu, bir nota ile bütün batılı devletlere duyuruldu.
Türkiye, Bağımsız Kuzey Kafkasya Devleti'ni hemen tanıdı. Abdülmecid Çermoy ve Haydar Bammat imzasını taşıyan notada şu ifadelere yer verilmiştir: "Kuzey Kafkasya Halkları'nın kurduğu hükümetin yetkili temsilcileri; şu hususları, bütün hükümetlere arz etmekten şeref duymaktadırlar.
Kuzey Kafkasya halkları, kurallara uygun şekilde bir milli meclis seçmişlerdir. 1917 yılı Mayıs ve Eylül aylarında toplanan bu meclis, Kuzey Kafkasya birliğini ilan etmiş, vekiller heyetini kurmuş ve şu kararları almıştır.
1- Kuzey Kafkasya Halkları birliği, Rusya'dan ayrılarak bağımsız bir devlet kurmuştur.
2- Yeni devletin hudutları, Dağıstan, Stavropol, Terek, Kuban ve Karadeniz vilayeti ve sancakları dahil, Hazar'dan Karadeniz'e kadar uzanan bir coğrafyayı içine almaktadır. Güney Kafkasya Hükümeti ile yapılacak görüşmelerden sonra, güney hududu daha sonra belirlenecektir.
3- Bizler, Kuzey Kafkasya Birliği'nin Hükümeti tarafından, Devletimizin bağımsız-lığını ilan etmeye yetkili kılındık.
Kuzey Kafkasya Devleti'nin bağımsız bir devlet olduğunu imza ederek arz ediyoruz." (Haydar Bammat, Abdülmecid Çermoy)
Birlik için diplomatik manevralar
Prens Lvov, Rusya Başbakanı olarak iktidarı ele aldığı zaman, Duma'da üye olan Azeri, Gürcü ve Ermenilerden oluşan bir heyet, kendisini ziyaret ederek, bağımsız olmak istediklerini bildirdiler.
Ardından; "Hususi Güney Kafkasya Komitesi'ni" kurdular. Rusya'nın Kafkasya Genel Valisi'nin görevlerini üstlendiler.
Komitenin amacı, Güney Kafkasya'da federe bir devlet kurmaktı. Federe devlet, daha kuruluşunu tamamlamadan, Osmanlı Devleti'nden bazı isteklerde bulundu.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Rusya, Kars, Ardahan ve Batum'u işgal etmiş ve buralardan çıkmamıştı. Birinci Dünya Savaşı'nda, Bolşevik İhtilali başlayınca, Rus ordusu geri çekilmiş, Türk ordusu da boşaltılan bu üç vilayeti geri almıştı.
Güney Kafkasya komitesi, bu illeri geri istiyordu. Aslında bu istek, Ermeni ve Gürcülerden geliyordu. Güney Kafkasya komitesi temsilcileri ile Rauf Bey başkanlığındaki Osmanlı heyeti, Batum'da bir araya geldiler.
Osmanlı delegasyonu, konunun Rusya'yı ilgilendirdiğini, kendileriyle bunu konuşamayacaklarını bildirdi. Henüz devlet olmamış bir komiteyi muhatap kabul etmelerinin söz konusu olamayacağı, nedenleriyle anlatıldı.
Gürcistan, Türkiye'nin tehdidi altında olduğunu söyleyerek, görüşme masasını terketti. Alman heyeti ile bir anlaşma imzaladı. 26 Mayıs 1918'de, Güney Kafkasya Federasyonu'ndan ayrılarak bağımsızlığını ilan etti.
İki gün sonra 28 Mayıs'ta Azerbaycan ile Ermenistan da bağımsızlıklarını ilan ederek, Gürcistan'ı izlediler.
Türkiye mevcut hudutları kabul etmek şartıyla; 8 Haziran 1918'de, yeni kurulan üç cumhuriyetin bağımsızlık haklarını tanıdı. Ayrıca, dostluk ve iyi komşuluk anlaşması imzaladı. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, güneydeki yeni cumhuriyetlere, "Kafkas Konfederasyonu" şeklinde, birleşme teklifinde bulundu.
Almanya, Türkiye'nin müttefiki olduğu halde, gizli emeller peşindeydi. Gürcü ve Ermenileri, nüfuz sahasına almak istiyordu. Ermenistan'ın Türk toprakları üzerinde hak iddia etmesi buna eklenince, taraflar arasında güvensizlik ortamı meydana geldi. Konfederasyon olayı gerçekleşemedi.
Kuzey Kafkasya 1919 yılında, konfederasyon teklifini tekrar gündeme getirdi. Ancak, Güney Kafkasya Hükümetleri, birleşme basiretini gösteremediler.
Oysa, güneydeki cumhuriyetler için, Kuzey Kafkasya son derece önem arz ediyordu. Komünist Rusya'dan gelecek bir saldırıyı, geçmişte olduğu gibi, önce Kuzey Kafkasya göğüslemek zorunda kalacaktı.
Yıllar önce yukarıda anlatıldığı gibi, Türkiye'de yaşayan Kafkasyalılar, ülkelerinin geleceğini düşünerek bir siyasi birlik kurmuşlardı. 1908 yılında kurulan bu birliğe; "Osmanlı Ülkesi'ndeki Kafkasyalı Göçmenler Siyasi Komitesi' adını vermişlerdi.
Komite, Aralık 1915'te, Fuat Paşa (Adıge) başkanlığında bir heyet oluşturmuş, Almanya ve Avusturya Hükümetleri ile görüşmek üzere yola çıkarmıştı.
Heyetteki üyeler bütün Kafkasya'yı temsil edecek şekil de seçilmişlerdi. Prens Matchabeli (Gürcü), Kamil Toghinidze (Gürcü), İsa Paşa (Lezgi), Selim Benutof (Azeri), Aziz Meker (Adıge) idi.
Heyet üyeleri, Alman ve Avusturya devlet adamları ile görüştüler. Kafkas halklarının, Rus yönetimi altındaki dayanılmaz durumunu anlattılar. Bağımsız olmak istediklerini söylediler.
Görüldüğü gibi iki yıl öncesine kadar, kader birliği içinde olmayı düşünenler bugün, fırsatlar kapıya gelmişken anlaşmakta güçlük çekiyorlardı.
Bu bilinci muhafaza eden tek cumhuriyet Azerbaycan oldu. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ni güçlendirmek için elinden geleni yaptı.
Çarlık Dönemi'nde Azerbaycanlılar, orduya alınmamışlardı. Askerlik deneyimleri yoktu. Bu yüzden, silahlı destekte bulunamadılar. Buna karşılık, manevi ve mali yardımda bulundular. Elli Milyon Manat yani yaklaşık 2.5 Milyon İngiliz Lirası verdiler.
Kuzey Kafkasya 1919'da, konfederasyon için ikinci teklifini yaptığı zaman, bazı olumlu adımlar atılmıştı. Dört Kafkasya Devleti'nin temsilcileri, Tiflis'te bir araya gelerek konuyu tartışmış, bir protokol imzalamışlardı. Gerektiğinde askeri kuvvetlerin birleştirilmesi, diplomatik faaliyetlerde bilgi alış-verişinin yapılması, gümrük ve para emisyonu birliğine gidilmesi konularında anlaşmışlardı.
Ancak, Ermeniler; daha savaş içinde, Rusların etkisiyle, Türklere karşı düşmanca bir tavır almışlardı. Toplantılara katılmalarına rağmen, konfedere devlet yapısına sıcak bakmıyorlardı. Ağır alarak ve sudan bahaneler uydurarak, gelişmekte olan birliği bozdular.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı